Tabii bir Mazzy Star değildi hiçbiri ve o posta arabası tabii ki gelmezdi.
Posted on January 18, 2012
Kendimi şöööyle bir psikanaliz koltuğuna bırakıp ayaklarımı tepesine dikip dinlenesim var ama canım çıkıyor bilmezsiniz kuzum bilmezsiniiiiiiz.
Dediler ki onu yol yutmuş. Nasıl ya dedim, e nasıl’ı yok yol yutmuş işte dediler. Ama ben bekliyordum! Ama. Bir rüzgar esti, kahverengi pis toprak ayağa kalktı ve iki dönüp çömeldi.
Ayakkabılarımı bağladım. Peş peşe birkaç kere öksürdüm. Yakamı paçamı kurtaramadım bir türlü. Bir doktor çözüm arıyor.
Zencefilli ekmek yedim ve işaretleri beklemeye koyuldum lakin ortalıkta hiç de mahmuz sesi filan yoktu. Üstelik nasılsa çenem düşmüştü bir doktor çözüm aramadı.
Ellerimde 165 derece meridyeni gibi bir yerinden kesilmiş bir nar duruyordu eksenleri çarpıp sonsuz bölü sonsuzun dimitrisini aldığın zaman bir yere varması gerekiyordu.
Zamanında hırkasını yere sürüye sürüye gelen karanlık tarafların dervişi oturmuştu bana müneccim krallardan bahis açmıştı. Nasıl oldu anlamamıştım. Sonra başımı çevirdim ki baktım puf, ortada kimse yok. Hep öyle olur zaten ama arkada bir yerlerde kankan müziği var. Adam şeytanı gördü duman oldu, zaten sis oldu diyemiyorum, sis çok Eco’sal, ödüm kopuyor o kocamış kafamı koparacak diye.
Tabii bir Mazzy Star değildi hiçbiri. Yemin ediyorum bir zamanlar o trenlerin üzerinden atlayan Joe Cotton’ın hayaletini görürken (bak hayalet görme meselesi derken kastettiğim şeeey, neyse.) onun o haki renkli makine yağı bulaşmış paltosunun cebinde benim zencefilli ekmek var. Can boğazdan gelirmiş. Yesin çocuk.
Üstümü silkeledim kalktım baktım ortalık sessiz. Yok ki bir tabak yere koysak da baksak nerede at nalınları. Sakalları buhur kokan adamın biri geldi yanıma oturdu başlamaz mı bilmem kaç yılının Venedik veba salgınını anlatmaya. Varya dedim ki dua et Hızır’sın gelsin bir posta arabası götürsün beni buradan ahanda bak sana iki kere demlenmiş mırra yaptım ver elini öpeyim,
de bayram seyran olsun buralar.